top of page

Aşkımızı Meyvesi, Artık Soyumuzun Maksimum Performans Ürünü: Algoritmik Ebeveynlik Ve Süper Bebekler


1. Bölüm: Genetik Dizilimden Algoritmik Sürüme


Tarihsel olarak prokreasyon, doğanın gizemli bir lütfu, bir "aşkın meyvesi" olarak kabul edilirdi. Ancak bugün teknoloji, bu süreci kutsallıktan arındırarak "performansı en yüksek ürün" noktasına doğru hızla çekmektedir. Genetik dizilimin o kadersel rastlantıları, artık bir şans faktörü olmaktan çıkıp, laboratuvarlarda optimize edilen bir "algoritmik sürüm" olma yolunda ilerlemektedir. Yani herkes bebeğini, olabildiğinin en iyisinden seçmek istiyor.


Bu dönüşümün hukuki miladı, ABD Yüksek Mahkemesi’nin MAYO v. Myriad kararında genetik materyali adeta bir "kaynak kod" gibi tasvir etmesine kadar uzanır. O günden bu yana insan ve makine arasındaki mesafe kapandı; transhümanizm denilince akla sadece Robocop gelmesin. Şu an protezlerle gözümüzde canlansa da; insan elinin müdahil olduğu her gün insan ırkı evrilmeye devam ediyor.


Sonraki neslin bu kaderden kaçarı yok, zira onların varoluşsal başlangıçları (seçilimleri) doğrudan yapay zeka tarafından belirleniyor. Nasıl mı? Embriyoların artık yapay dölleme öncesi seçilimi yaygın şekilde uygulanıyor. Geleneksel haliyle anne ve babadan alınan örneklerden oluşan embriyoların hangisinin en "kaliteli" ürün olduğu, hangisinin "güçlü" olduğunu artık yapay zeka belirliyor.


Yaradılışın seçenekleri arasında bir "insan tasarımı" fikri işletilirken şu soru baki kalıyor: Algoritmanın yanılma payı halinde kadersel sessizlik mi, yoksa hukuki sorumluluk mu devreye girecektir?


2. Bölüm: "Black Box" (Kara Kutu) ve Aydınlatılmış Onam Krizi


Yapay zeka (EmbryoScope vb.), embriyoları puanlarken hekimin önüne sadece bir "başarı skoru" koymaktadır. Hekim içeriği göremez, ancak sonuca bakarak hangisinin en iyi sonuca götürebileceğini tespit edebilir. Ancak bu algoritmaların karar mekanizmaları patent ve ticari sır koruması altında birer "Black Box" (Kara Kutu) olarak kalmaktadır. Yani hekimin dahi öngöremeyeceği bu sonuç, sıradan bir rıza onam ile hastayı aydınlatmaya yarar mı?


Hukuki perspektiften bu durum, hekimin "bilgili aracı" (Roma Hukukundan bakarsak Pater Familias) rolünü sarsmaktadır. Hekim, algoritmanın neden o embriyoyu seçtiğini teknik olarak açıklayamıyorsa, hastaya sunduğu "Aydınlatılmış Onam" sakat doğmaktadır. Eğer AI, %90 başarı vaat ettiği embriyoda yanılırsa (ki güncel modellerde kritik hata oranı %15’e varmaktadır), hasta "Ben içeriğini bilmediğim bir mekanizmaya mı rıza gösterdim?" deme hakkına sahiptir. Ancak hasta bu açıdan kime yönelebilir? İşte hukuktaki boşluk tam olarak buna işaret ediyor.


3. Bölüm: "Şans Kaybı" (Loss of Chance) Doktrini ve Türk Hukuku


Algoritmik seçimde en büyük problem, elenen embriyonun (örneğin %60 şans verilen) aslında sağlıklı olma ihtimalinin yok edilmesidir. Yani bir şans kaybı söz konusudur. Türk hukuk doktrininde "şans kaybı", Yargıtay içtihatlarıyla oluşturulmuş bir kavram olarak geçer. Örneğin; hekimin yanlış teşhisi sonucu hastanın iyileşme şansının elinden alınması bunun tipik bir örneğidir.


Ancak AI destekli IVF'te durum daha somuttur. Algoritmanın istatistiksel bir hata payıyla sağlıklı bir embriyoyu "anormal" etiketlemesi, o embriyonun ebeveynliğe ulaşma şansının kasten veya ihmalen imha edilmesidir.


4. Bölüm: Global Emsal ve Tazminat Rejimi


Dünyadaki en somut örnek, Avustralya'daki Monash IVF toplu davasıdır. Algoritmik testlerin (niPGT-A) yanlış pozitif sonuçları nedeniyle sağlıklı embriyoların imha edilmesi sonucu klinik, sorumluluk kabul etmeden 56 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etmiştir.


Türk hukuku uygulamasında ise, haksız fiil sonucu bir kayıp iddiası olduğunda (maluliyet veya sürekli iş gücü kaybı gibi), Yargıtay gerçek zararın tespiti için kusur durumu, gelir ve maluliyet oranı gibi verilerin Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin uzman heyetlerince, kaza tarihindeki mevzuata uygun belirlenmesini şart koşar. 


Gel gelelim algoritmik bir hatada, "bilirkişi" statüsünde kimin olacağı; yazılım kodlarını kimin denetleyeceği henüz büyük bir boşluktur. Üstelik, kusuru tespit etmek kadar, kusur sorumluluğunu belirlemek de bir o kadar zorlu bir yol.


Şu an için belli koşullar dahilinde hekimin ağır ihmali ile kusur sorumluluğunun söz konusu olabileceğini öngörmek hatalı olmaz. Ancak yazılımlar için onu kodlayan üreticiyi mi yoksa yapay zekanın kendisini mi sorumlu tutacağız sorusu akıllara geliyor.


Türkiye'de Yapay Zeka Yasası henüz kanun teklifi halindedir. AB Yapay Zeka Yasası'nda ise yapay zekaların otonomisi halen askıda kalmış bir tartışma alanını işaret etmektedir. Dolayısıyla; üreticinin kusursuz sorumluluğunu şu an için ele alabiliriz. Ancak ileride otonomi ve sorumluluk konusunun yapay zeka adına tartışılacağına da bir yanımla eminim. Şu an için henüz erken.


5. Bölüm: Yapay Zekanın Embriyolar Üzerindeki Tasarrufu "Eşya mı, Kişi Mi?"


 Bu konuda tartışmayı iki uç örnek üzerinden özetleyebiliriz:


  • Alabama Emsali (Radikal Kişilik Yaklaşımı): 2024 tarihli LePage kararıyla dondurulmuş embriyolar "çocuk" statüsünde kabul edilmiştir. Bu durum, yapay zekanın bir embriyoyu hatalı şekilde "transfer edilemez" olarak etiketleyip imhasına yol açmasını basit bir malpraktis davasından çıkarıp, astronomik tazminatların talep edilebileceği bir "haksız ölüm" (wrongful death) davasına dönüştürür.


  • Türk Hukuku Yaklaşımı (Korumalı Sui Generis Statü): Türkiye'de embriyo "kişi" değildir; kişilik "tam ve sağ doğumla" başlar (TMK m.28). Ancak embriyo sıradan bir eşya da olmayıp, insan onuru kapsamında korunan kendine özgü (sui generis) bir varlıktır. YZ hatası sonucu embriyonun kaybı "ölüm" olarak değil, ebeveynlerin "kişilik haklarına saldırı" ve "manevi zarar" (cismani zarar benzeri) kapsamında tazminata konu olabilir.


    Bu açıdan ülkemiz yerleşik uygulamasının daha mantıklı bir seçenek olduğu açıktır.


6. Bölüm: Gelecek Projeksiyonu


Yapay zeka destekli embriyo seçim yazılımları, Türk hukukunda Tıbbi Cihaz Yönetmeliği (SaMD) ve 7223 sayılı Ürün Güvenliği Kanunu kapsamında değerlendirilerek üreticinin kusursuz sorumluluğunu tetiklemekte; bu durum, CooperSurgical vakasında görülen hatalı bileşenlerin binlerce embriyo kaybına ve kitlesel tazminat davalarına yol açması gibi, algoritmik tasarım kusurlarının da benzer ölçekte hukuki riskler barındırdığını göstermektedir. Yine de bir class action ölçeğinde tazminat sorumluluğunu beklemediğimi belirtmem gerekir.


Poligenik Risk Skorlaması (PRS) gibi bilimsel temelleri tartışmalı yöntemlerin ebeveynlere "en iyi" özelliklere sahip çocuğu vaat etmesi, "Hatalı Seçim" (Wrongful Selection) davaları ve tüketiciyi aldatma iddiaları üzerinden yeni bir sorumluluk alanı açarken; mevcut modellerdeki %15’lik kritik hata payı ve algoritmaların "Kara Kutu" niteliği, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü imkansızlaştırarak aydınlatılmış onamı sakatlamaktadır. 


Sonuç olarak, üreme tıbbında algoritmik otonominin artması sorumluluk odağını hekimden üreticiye kaydırmakta ve hukuku, "şans kaybı" doktrinini biyolojik ihtimaller ile algoritmik hatalar arasındaki o ince çizgide daha sistematik ve matematiksel bir zemine oturtmaya zorlamaktadır.


Biz sorumuza bakalım; geleceğin sipariş bebeklerini şu an için ihtimallerin en iyisini seçmek için kodladık. Peki bunun doğalın kendisini aşmak ve öjenik bir amaca kullanılması tehlikesini nasıl önleyebiliriz? İşte burası etik kurulların oyun alanı. Güçlü yasalar ve teknolojiden geri kalmayan düzenleyici işlemlerin yapılması gerekiyor.


Ezcümle; Soyumuzun "son model sürümü" haline geldiği bu yolda, aşkın meyvesi artık bir algoritmanın insafına, hukukçunun ise "şans kaybı" terazisine emanet gibi görünüyor.

 
 
 

Yorumlar


Responsible Innovation Digest

Yenilikçi Yayıncılık

(+90) 536 340 00 00

  • Facebook
  • Instagram
  • X
  • TikTok

Gizlilik Politikası

Erişilebilirlik Beyanı

Şartlar ve koşullar

İade Politikası

 

 

© 2025 Responsible Innovation Digest. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanımı veya çoğaltılması yasaktır.

 

bottom of page